Satrançta oyunun en çıplak gerçeği şudur: Şah düşerse oyun biter. Bu yüzden şah her koşulda korunur. Önüne taş sürülür, arkasına kale çekilir, gerekirse vezir feda edilir. Kimse kalkıp “Ama bu piyonun da bir değeri vardı.” demez. Çünkü oyunun mantığı bellidir. Şah hayatta kalacak, bedeli ne olursa olsun. Toplumlar satrançtan çok şey öğrenmiştir, ama ne yazık ki en çok bu kısmını içselleştirmiştir. Kriz anlarında refleksler şaşırtıcı biçimde benzerdir. Ekonomi sarsıldığında kemer sıkma çağrıları yapılır, ama hangi kemerin sıkılacağı baştan bellidir. Savaş çıktığında fedakârlık istenir, ama fedakârlığın kimin hayatından olacağı asla tartışılmaz. Yanlış kararlar alındığında sorumluluk alınmaz, ama sonuçlar mutlaka aşağıya doğru itilir. Şah korunur, halk feda edilir ve buna “zorunluluk” denir.
Satrançta fedakârlık bilinçli bir tercihtir. Oyuncu verdiği taşın ileride daha büyük bir avantaj sağlayacağını hesaplar. Fedakârlık, stratejinin parçasıdır. Hayatta ise fedakârlık çoğu zaman tek yönlüdür. Aynı kesimler sürekli feda edilir, aynı insanlar sürekli bedel öder ama karşılığında gelen bir kazanç hiç görünmez. Sadece “biraz daha sabır” talep edilir. Sabır, modern toplumlarda en çok kullanılan erteleme aracıdır. Gerçek çözüm gelmeyince sabır kutsallaştırılır. Bu durum zamanla normalleşir. İnsanlar kendilerini feda edilmeye hazır hâlde bulur. “Devlet için, ülke için, gelecek için!” denir. Büyük kelimeler küçük insanların omuzlarına yüklenir. Şahın önüne sürülen her piyon, kutsal bir görev gibi sunulur. Oysa kimse şu basit soruyu sormaz: Şah hiç risk alıyor mu? Satrançta iyi bir oyuncu şahını sadece saklamaz. Gerektiğinde merkeze getirir, oyunun sorumluluğunu paylaşır. Kötü oyuncu ise şahı köşeye hapseder ve önüne sürekli taş sürer. Kaybedilen her taş normal kabul edilir, çünkü şah güvendedir. Oyun kötü gidiyor olabilir, ama sorun sorgulanmaz. Çünkü şah hâlâ ayaktadır. Bu, kısa vadede güvenli, ama uzun vadede yıkıcı bir anlayıştır. Toplumlarda da benzer bir düzen işler. Karar vericiler görünmez olur. Risk aşağıya doğru akar. Bedel tabana yayılır. Yukarıda ise sadece açıklamalar yapılır. Açıklamalar, fedakârlığın yerini tutan en ucuz şeydir. İnsanlar yoksullaşırken kelimeler zenginleşir. Sözcükler süslenir, cümleler büyür, ama hayat küçülür. Bir noktadan sonra insanlar fark eder: Onlar ilerlemek için değil, vurulmak için sürülmektedir. Ama bu fark ediş bile hemen bastırılır. Çünkü piyonun düşünmesi, şah için en büyük tehdittir. Düşünen piyon fedakârlığı sorgular. “Neden hep biz?” sorusu, en tehlikeli şah çekmedir. Çünkü bu soruya savunma yoktur. Hamleyle cevaplanamaz, sadece bastırılır. Bu yüzden fedakârlık sürekli yüceltilir. Vatan sevgisi, sorumluluk, büyüklük gibi kavramlar piyonun önüne konur. Bu kavramlar kötü değildir, ama yanlış yerde kullanıldığında birer sis perdesine dönüşür. Şahın önüne ise yeni koruma hamleleri eklenir. Tahtada kim ilerliyor, kim kayboluyor, kim susturuluyor kimse buna bakmaz.
Satrançta bir oyunun kötü gittiğini anlamak zor değildir. Sürekli taş kaybediyorsanız ve karşılığında pozisyonunuz düzelmiyorsa sorun fedakârlıkta değil oyunun kendisindedir. Ama hayatta bu tespit yapılmaz. Çünkü oyunu sorgulamak, şahı sorgulamak demektir. Şah sorgulanmaz, şah eleştirilmez, şah için fedakârlık yapılır. Eleştiri, oyunu bozmakla suçlanır. Toplumların en tehlikeli noktası tam da burasıdır. Şahın varlığı, oyunun meşruiyetiyle karıştırılır. Oysa satrançta şah oyunun sahibi değildir, oyunun şartıdır. Şah oyunu temsil etmez, oyunun kurallarına tabidir. Hayatta ise şahlar, sahip gibi davranır. Kurallar yukarıya değil aşağıya işler. Bir gün piyonlar tükenir. Tahtada sürülecek taş kalmaz. O noktada şah hâlâ ayakta olabilir, ama oyun çoktan kaybedilmiştir. Çünkü satrançta şah tek başına kazanamaz. Hayatta da kazanamaz. Bir düzen, sürekli fedakârlık üzerine kurulmuşsa eninde sonunda çöker. Çünkü fedakârlık tükenir, sabır tükenir, taşlar tükenir. Ama bunu kabul etmek zordur. Çünkü fedakârlık anlatısı çökerse geriye çok daha rahatsız edici bir soru kalır: Bunca taş neden feda edildi? Bu sorunun cevabı yoktur. O yüzden soru sorulmaz. Bunun yerine yeni fedakârlıklar istenir.
İşte bu yüzden şah hep korunur. Çünkü şah düşerse sadece oyun değil, anlatı da biter ve bazıları için anlatının bitmesi, oyunun bitmesinden daha korkutucudur.