Satrançta açılış düzenli, oyunsonu sade bir yapı sunar. İkisinin arasında kalan geniş alan ise belirsizliklerin en yoğun olduğu evredir: orta oyun. Tahtadaki taşlar temas etmeye başlar, planlar çarpışır, tehditler her an şekil değiştirir. Bu dönem hem satrançta hem hayatta karmaşanın içinden düzen arayışının başladığı yerdir. Açılış, gençlik yıllarına benzer. Hatalardan dönüş mümkündür, tehlikeler uzaktan görünür, seçenekler geniştir. Orta oyuna geçildiğinde bu rahatlık yerini gerçek bir mücadeleye bırakır. Tahtadaki tüm taşlar devreye girer, rakibin amaçları görünür hale gelir, zayıflıklar ortaya çıkar. İnsan da hayatının belirli dönemlerinde böyle bir aşamaya gelir. Bildiği ilkeler sınanır, ezberler bozulur, plan yapma becerisi gerçek anlamda test edilir.
Orta oyun, insanın kendisiyle yüzleştiği bir alandır. Açılışta işe yarayan ezber hamleler burada yetersiz kalır. Hayatta da benzer bir gerçek vardır: gençlikte işe yarayan çözümler ilerleyen yıllarda yerini daha derin düşünmeye bırakır. Bu evrede deneyim kadar karakter, sakinlik kadar esneklik önem kazanır. Karmaşayı yönetemeyen oyuncu nasıl tahtada zorlanırsa, insan da hayatın orta dönemlerinde aynı baskıyla karşılaşır. Satrançta kötü konumların çoğu tek büyük hatadan değil, küçük zayıflıkların birikmesinden doğar. Hayatta da sorunlar genellikle aynı şekilde büyür. Göz ardı edilen detaylar, ertelemeler, küçük dikkatsizlikler zamanla büyük yük haline gelir. Orta oyunda güçlü kalmak, bu birikimleri erken fark etmeyi gerektirir. İnsan ilişkilerinde, iş hayatında ya da kişisel gelişimde aynı duyarlılık gerekir. Orta oyunun en belirgin özelliği, plan yapma zorunluluğudur. Konum ne kadar karışık olursa olsun oyuncu bir yön belirlemek zorundadır. Fakat plan yapmak tek başına yeterli değildir; rakibin hamleleri planı sürekli değiştirir. Hayatta da hedefler sabit kalmaz. Koşullar, sorumluluklar, ekonomi, ilişkiler… her şey insanın planlarını yeniden düzenlemesini gerektirir. Bu noktada esneklik belirleyici bir özellik haline gelir. Tek fikre saplanıp kalanlar hem oyunda hem yaşamda avantaj kaybeder. Orta oyunda en tehlikeli hatalardan biri, rakibin planını küçümsemektir. Sadece kendi fikrine odaklanan oyuncu, tahtanın diğer yarısını okuyamaz. Hayatta da benzer biçimde, yalnızca kendi doğrularına odaklanan insan başkalarının amaçlarını gözden kaçırır. Oysa her bireyin, her kurumun, her rakibin bir planı vardır. Bunu anlamadan sağlıklı bir strateji kurmak mümkün değildir.
Karmaşanın en ilginç tarafı hem tehlikeler hem fırsatlarla dolu olmasıdır. Tahta ne kadar karışık olursa olsun avantaj elde etme ihtimali vardır. Ancak burada ince bir çizgi bulunur: cesur hamleyle düşüncesiz risk arasındaki fark. Büyük ustalar bu dengeyi hisleriyle değil, hesaplarıyla kurar. Hayatta da ölçülü risk almak başarıyı getirir. Sürekli garantici davranmak ilerlemeyi engeller; her adımda gözü kara olmak ise kırılgan bir düzen oluşturur. Orta oyunda soğukkanlılık, hesap yeteneği kadar önemlidir. Karmaşanın ortasında telaşlanan oyuncu basit hatalar yapar. Hayatta baskı anlarında kontrollü kalmayı öğrenen insan, zorlu dönemleri daha az hasarla atlatır. İrade bu evrede güç kazanır. Sessiz bir direnç, karmaşanın ağırlığını hafifletir. Orta oyunun bir diğer özelliği, tehditlerin her zaman görünür olmamasıdır. Tahtada zararsız görünen bir taş birkaç hamle sonra ciddi bir sıkıntı yaratabilir. Aynı durum günlük hayatta da geçerlidir. Küçük ihmaller, dikkatsiz sözler, gözden kaçan ayrıntılar ileride büyük sorunlara dönüşebilir. Başarılı oyuncular görünmeyeni de değerlendirir; hayatı ustalıkla yöneten insanlar da aynı dikkati taşır.
Karmaşanın içinde düzen arayışı yalnızca strateji değil, sadeleşme becerisi de gerektirir. Büyük ustalar, kontrolü kaybettiklerini hissettiklerinde bazı taş değişimleriyle konumu basitleştirir. İnsan da yoğun dönemlerinde hayatını sadeleştirdiğinde daha berrak düşünür. Öncelikleri belirlemek, fazlalıkları bırakmak, zihne nefes alanı açar. Zorlu süreçlerin içinden böyle geçilir. Her orta oyun aynı değildir; bazıları sakin, bazıları çalkantılıdır. Fakat hepsinin ortak noktası, oyuncuyu bir seçim yapmaya zorlamasıdır. Hayatta da insan en çok bu evrede olgunlaşır. Çünkü artık sadece geleceği kurmaya çalışmıyordur; aynı zamanda geçmişteki kararlarının sonuçlarıyla da yaşamaktadır. Bu nedenle alınan her karar daha ağırdır.
Sonuçta orta oyun, satrançta kazanmanın ya da kaybetmenin belirlendiği evredir. Hayatta da çoğu insan kaderini bu karmaşık dönemdeki kararlarıyla şekillendirir. Açılışın rahatlığı geride kalmıştır, oyunsonunun dinginliği henüz uzak görünür. İnsan, tam ortada, baskı ve belirsizlik içinde doğru hamleyi arar. Bu arayış bazen yorucu olabilir ama gelişimin asıl kaynağı da buradadır. Orta oyunun kaosunu yönetmeyi öğrenen kişi hem tahtada hem hayatta ustalığa doğru ilerler.
Günün Bulmacası

Beyaz oynar, 3 hamlede mat. (Fercec, Nenad-Ermenkov, Evgenij)