Bazı dersler vardır; çocuk fark etmez, ama hayatı boyunca peşinden gelir. Satranç dersinde anlattığımız “hesaplama” da tam olarak böyle bir şeydir. Çocuk çoğu zaman taşı görür, ama sonucu göremez. Elini uzatır, hamleyi yapmak ister, zihni ise orada durur. Oysa satrançta asıl oyun, taşın durduğu karede değil, sonrasında başlar. Bir hamle başlangıç olsa da mesele, doğuracağı ihtimalleri görebilmektir.
Derste çocuklara hep şunu söylüyorum: “Senin hamlen önemli, ama rakibin vereceği cevap daha önemli.” İlk duyduklarında bu cümle garip gelir, çünkü herkes kendi fikrine odaklanır. “Ben alırım, ben giderim.” gibi cümleler kulağa güçlü gelir. Satrançta tek başına hiçbir zaman “ben” yoktur, karşında bir zihin vardır ve o zihin cevap verecektir. Hesaplama dediğimiz şey, bu cevabı önceden görebilmektir; yani sadece hamleyi değil, hamlenin doğuracağı dünyayı düşünebilmektir. Bunu anlatırken tahtanın dışına çıkmak gerekir, çünkü çocuk hayatın içinden örnekle daha hızlı anlar. Öğretmenin sana ödev verdiğini düşün. Akşam eve gittin. Önünde iki seçenek var: yapmak ya da yapmamak. Basit görünür, çoğu çocuk için bu bir duygu meselesidir. “Canım istemiyor.” dediğin an karar verilmiş gibi hissedilir, işte tam o anda hesaplama başlar. Ödevi yapmayı seçtiğini düşün. Masaya oturursun. Sıkılırsın, dışarı çıkmak istersin, oyun daha cazip gelir. Yine de kendini tutarsın ve yaparsın. Küçük bir mücadele verirsin. O an zor gelir, sabah okula gittiğinde içindeki rahatlık her şeyi değiştirir. Öğretmen “Ödevlerinizi çıkarın.” dediğinde kalbin hızlanmaz, çantanı açar, defterini çıkarırsın. Çünkü önceden düşünmüş, riski ortadan kaldırmışsındır. Satrançta sağlam oynayan oyuncunun hissi de budur, taşını bilinçle oynamıştır ve bu bilinç oyunun temposunu bile değiştirir. Diğer ihtimali düşünelim. Ödevi yapmadın, kendine “Belki öğretmen kontrol etmez.” dedin. Bu cümle satrançta yapılan büyük hatanın aynısıdır. Oyuncu da bazen “Rakibim bunu görmez.” diye düşünür. Bu hesap değil, umuttur ve umut çoğu zaman kaybettirir; çünkü hesaplanmayan her ihtimal, bir gün mutlaka karşına çıkar. Sabah okula gidersin. Öğretmen gerçekten “Ödevlerinizi çıkarın.” der. O an zaman yavaşlar. Kalbin hızlanır, gözlerin kaçar, zihnin geriye döner: “Keşke yapsaydım.” desen de artık geçtir. Satrançta hamleden sonra gelen pişmanlık da budur. “Bunu neden düşünmedim?” sorusu ağırdır, çünkü analiz hamleden önce yapılmalıydı ve düşünülmeyen her ihtimal, gecikmiş bir farkındalık olarak geri döner.
Mesele sadece öğretmenin kontrol etmesi değildir. Hesaplama zincirleme düşünmektir. Ödevi yapmadığında sadece o anı değil devamını da görmelisin: Öğretmen fark eder, sorular sorar, ailene söylenir, eve gittiğinde durum ortaya çıkar, güven sarsılır. Sen üzülürsün, onlar üzülür. Küçük bir karar büyüyen bir sonuca dönüşür. Satrançta da bir piyon hatası bazen oyunu götürür; mesele taş değil o taşın tetiklediği süreçtir ve bu süreç, çoğu zaman ilk hatadan çok daha büyük sonuçlar doğurur. Hesaplama sadece ileriye bakmak değildir; olasılıkları görmek, sonuçları tartmak ve karar vermektir. Bir hamlenin güzel görünmesi yetmez. Sonu sağlam olmalı. Tahtada parlak görünen ama çöken fikirler vardır. Hayatta da cazip gelen, ama sonrasında zorlayan tercihler vardır. Hesaplama korku değildir. Sonucu düşünmek seni korkak yapmaz, seni dikkatli yapar. Bir davranışın sonucunu hesaplamak seni çekingen değil güçlü kılar, çünkü ne yaptığını bilerek hareket edersin ve bu bilinç insanın en büyük gücüdür.
Çocuk ödevi yaptığında sadece görev tamamlamaz. Kendine “Ben sorumluluğumu yerine getirebiliyorum.” mesajı verir. Bu özgüvendir. Özgüven ise sözle değil, doğru davranışla oluşur. Satrançta da doğru hesap yapan oyuncu yalnızca iyi hamle yapmaz, zihnine güven duyar ve bu güven oyunun her anına yansır. İlk akla gelen düşünce çoğu zaman eksiktir. Satrançta bir hamle doğru gibi görünür, derine indikçe tehdit fark edilir. Hayatta da “Yapmasam bir şey olmaz.” düşüncesi yüzeyde mantıklıdır, biraz düşününce risk olduğu görülür. Düşünmek, ilk fikre teslim olmak değil; onu sınamak, genişletmek ve sonuna kadar götürmektir.
Satranç dersinde çocuklara taşları değil, karar vermeyi öğretiyoruz. Her hamlenin bir cevabı, her seçimin bir sonucu, her ihmalin bir bedeli vardır. Her seçiş, aynı zamanda bir vazgeçiştir. Önemli olan seçtikleriniz vazgeçtiklerinize değsin. Bu farkındalık oluştuğunda çocuk sadece iyi oyuncu olmaz, bilinçli bir insan olur. Son ana kadar analiz etmeyi unutmamak bu yüzden önemlidir. Hayat da satranç gibidir: Karar verirsin ve oyun devam eder. Güçlü olan hızlı oynayan değil; doğru zamanda doğru düşünebilen kişidir.
Bir çocuk ödev yapıp yapmamayı düşünürken küçük bir hayat provası yapar. Ya anlık rahatlığı seçer ya da gelecekteki huzuru. Satranç bunu öğretir. Hamleni yapmadan önce dur, düşün, hesapla. Çünkü insanı hatadan koruyan şey bilgi değil; düşünme alışkanlığıdır ve bu alışkanlık bir gün bir satranç tahtasında başlar, sonra hayatın tamamına yayılır.