Satrançta kaybetmenin en can sıkıcı türü, rakibin parlak bir hamle yapması değildir. Asıl sinir bozucu olan, o hamlenin orada uzun süredir duruyor olmasıdır. Taş yerindedir, tehdit açıktır, kombinasyon bellidir ama oyuncu onu görmez. O hamle oyunu bir anda bitirir ve oyuncu tahtaya bakarken şunu fark eder: Bu pozisyon aslında hep böyleydi. Görmediği şey yeni değildir, sadece fark edilmemiştir. Satrançta buna kör nokta denir. Hayatta ise genelde adına bahane buluruz.
Kör nokta, insanın bakıp da göremediği yerdir. Gözün değil, zihnin kapalı olduğu alan. Satranç bu durumu acımasızca yüzümüze vurur çünkü tahtada hiçbir şey saklanmaz. Her taş görünür, her tehdit ortadadır. Yine de oyuncu bazı hamleleri defalarca kaçırır. Aynı hatayı tekrar tekrar yapar. Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile değildir. Ta ki bir yenilgi daha gelene kadar. Çocuklarda bu durum çok net gözlemlenir. Aynı açılışta aynı hatayı yaparlar. Aynı tip piyon zayıflığını görmezden gelirler. Aynı taktik temayı defalarca yerler. Uyarırsınız, anlatırsınız, hatta gösterirsiniz. Bir sonraki oyunda yine aynı senaryo yaşanır. Çünkü mesele bilgi eksikliği değildir. Mesele farkındalık eksikliğidir. Kör nokta, bilmemekten değil, alışkanlıktan doğar. İnsan zihni sevdiği kalıpları tekrar eder. Satrançta da hayatta da. Bir hamle tarzına alışırız, bir düşünme biçimini konforlu buluruz. Bu konfor alanı zamanla körlüğe dönüşür. Tehlikeyi görmek istemeyiz çünkü görmek, sorumluluk almayı gerektirir. Hamle yapmak, risk almak, değişmek zorunda kalmak demektir. Oysa kör nokta insanı rahatlatır. “Görmedim” demek, “yanlış yaptım” demekten daha kolaydır. Satrançta kör noktalar genelde aynı yerlerde oluşur. Savunma ihmali, rakibin fikrini hafife alma, tek taraflı saldırıya odaklanma, zamanı yanlış kullanma. Oyuncu kendi planına o kadar kilitlenir ki rakibin ne yapmak istediğini düşünmez. Tahta iki kişiliktir ama zihninde tek kişi vardır. İşte kör nokta tam burada oluşur. Rakibi hesaba katmadığın yerde.
Hayatta da benzer şekilde çalışır bu mekanizma. İnsan kendi doğrularına, kendi anlatısına, kendi haklılığına o kadar odaklanır ki karşısındakinin bakış açısını görmez. Eleştiri geldiğinde savunmaya geçer. Hata söylendiğinde gerekçe üretir. Çünkü kör noktayı kabul etmek, egoyu sarsar. Satranç ise egoya acımaz. Yanlış hamle yapıldıysa sonuç anında gelir. Bahane işe yaramaz. Tahta ikna olmaz. Satranç eğitiminin en değerli yanlarından biri, bu kör noktaları sistemli şekilde görünür kılmasıdır. Analiz burada devreye girer. Oyundan sonra tahtaya dönüp bakmak, “Bu hamleyi neden görmedim?” sorusunu sormak cesaret ister. Çoğu oyuncu bunu sevmez. Çünkü analiz, insanın kendisiyle yüzleşmesidir. Rakiple değil, hakemle değil, kendinle. Çocuklara bu alışkanlığı kazandırmak kolay değildir. Kaybettikten sonra tahtaya tekrar bakmak istemezler. Oyun bitmiştir, acı tazedir. Ama işte tam o anda öğrenme vardır. Kör nokta, duygusal mesafe koymadan fark edilmez. Satranç bu yüzden sadece oyun değil, disiplinli düşünme eğitimidir. Hatanı gör, kabul et, not al ve bir daha yakalanma. Kör noktaların en tehlikelisi ise fark edilmediği için tekrar edenlerdir. Oyuncu aynı hatayı yapar ama nedeni hep dışsaldır. Rakip şanslıdır, süre azdır, ortam gürültülüdür. Bu savunma dili bir süre sonra gelişimi kilitler. Çünkü insan hatayı kendinde görmediği sürece değiştirme ihtiyacı duymaz. Satrançta ilerleyemeyen birçok oyuncunun sorunu zekâ eksikliği değil, kör nokta inkârıdır.
Hayat bu konuda satrançtan daha affedicidir. Aynı hatayı defalarca yapıp yine de ilerlediğimizi sanabiliriz. Ama satranç izin vermez. Aynı hatayı yapan oyuncu aynı yerde kaybeder. Tahta hafıza tutar. Seni unutmaz. Bu yüzden satranç, farkındalık geliştirmek için eşsiz bir araçtır. İnsan, görmediği şeyi görmeye zorlanır. Sonunda şu gerçekle karşılaşırız: Kör noktalarımız zayıflığımız değil, fark edilmediğinde zayıflığa dönüşen alanlarımızdır. Onları görmek can yakar ama güçlendirir. Satranç bunu erken yaşta öğreten nadir alanlardan biridir. Tahtada görmediğin bir kare, oyunu kaybettirir. Hayatta görmediğin bir gerçek, seni olduğun yerde tutar. Belki de bu yüzden satranç, sadece kazananları değil, düşünenleri yetiştirir. Çünkü gelişim, her şeyi bilmekle değil, görmediklerini fark etmekle başlar.