Kayıt Ol Giriş
Makale

Satranç ve Çocuk: 3. Bölüm

Tahtada yalnız, hayatta güçlü: özgüven ve sorumluluğun inşası

Satranç ve Çocuk: 3. Bölüm
Fatih Öztürk
09 Jan 2026
86 Okunma

Satranç masasına oturan çocuk, kalabalıklar içinde yalnızdır. Bu yalnızlık ilk bakışta ürkütücüdür; fakat aslında son derece öğreticidir. Yanında takım arkadaşı yoktur, öğretmeni hamle fısıldamaz, ebeveynler müdahale edemez. O an çocuk, kendi düşüncesi ve kendi kararıyla baş başadır. Ne yaparsa yapsın, sonuç ona aittir. İşte satrancın en güçlü ama en az fark edilen yönü tam da buradadır.

Günümüz çocukları çoğu zaman fazlasıyla yönlendirilerek büyür. Ne yapacakları, nasıl yapacakları, hatta ne hissetmeleri gerektiği bile çoğu zaman onlar adına belirlenir. Bu yönlendirme genellikle iyi niyetlidir; çocuğu korumak, hata yapmasını engellemek amaçlanır. Ancak bunun görünmeyen bir bedeli vardır. Çocuk, karar alma becerisini yeterince kullanamaz. Kendi başına düşünme kası zayıf kalır. Satranç, bu kası çalıştırır. Üstelik bunu zorlayarak değil, doğal ve gönüllü bir süreçle yapar. İlk zamanlarda çocuklar sürekli onay arar. “Buraya oynasam olur mu?”, “Bu hamle doğru mu?” soruları ardı ardına gelir. Bu sorulara hemen cevap vermek çocuğu rahatlatır; fakat geliştirmez. Zamanla çocuk şunu fark eder: Kimse onun yerine karar vermeyecek. Bu farkındalık önce tedirginlik yaratır. Sonra yavaş yavaş güç verir. Çünkü kendi kararını veren çocuk, kendi düşüncesine güvenmeyi öğrenir. Özgüven çoğu zaman yanlış anlaşılır. Her şeyi doğru yapmak ya da hiç hata yapmamak sanılır. Oysa gerçek özgüven, yanlış yaptığında da ayakta kalabilmektir. Satranç bunu çok net öğretir. Bir hamle yapılır, sonuç beklenenden kötü çıkar. Çocuk ilk kez şunu deneyimler: Yanlış yaptım ama dünya yıkılmadı. Bu deneyim, özgüvenin en sağlam temelidir. Çünkü kırılgan değildir, koşullara bağlı değildir.

Zamanla satranç oynayan çocuklarda belirgin değişimler görülür. Başladıkları işi tamamlama eğilimleri artar. Oyunu yarım bırakmak istemezler. Çünkü masadan kalkmak artık sadece oyunu bırakmak değildir; sorumluluktan kaçmak anlamına gelir. Bu bilinç, çocuğa fark ettirilmeden yerleşir. Aynı tutum evde ödev yaparken, okulda verilen görevlerde de kendini gösterir. “Bıraktım” yerine “Bitirdim” cümlesi daha sık duyulmaya başlanır. Sorumluluk kelimesi çocuklar için ağır gelebilir. Ancak satrançta bu kavram hafifler. Çünkü sorumluluk, suçlanmak değildir. Sonucun sahibi olmaktır. Kazandığında da kaybettiğinde de masada olan sensindir. Bu denge, çocuğun benlik algısını sağlıklı bir zemine oturtur. Başarısını da hatasını da sahiplenebilen çocuklar yetişir. Bir diğer dikkat çekici değişim, bahane kültürünün zayıflamasıdır. Satrançta bahanelerin pek hükmü yoktur. Tahta objektiftir. “Ama”larla ilgilenmez. Bu durum, çocuğun dış faktörlere sığınma alışkanlığını zamanla törpüler. “O yüzünden oldu” cümlesinin yerini “Ben burada hata yaptım” alır. Bu cümle, bir çocuğun zihinsel olgunluğa attığı çok büyük bir adımdır. Bu değişimin derslere yansıması kaçınılmazdır. Sınavdan düşük not alan ama sorumluluk almayı öğrenmiş bir çocuk, “Ben yeterince çalışmadım” diyebilir. İlk bakışta olumsuz gibi görünen bu cümle, aslında çözümün anahtarıdır. Çünkü sorun doğru yerde aranmıştır. Doğru yerde aranan sorun, çözülebilir bir sorundur.

Satranç oynayan çocukların öğretmenleri sıkça benzer bir gözlemde bulunur: “Bu çocuk kendi başına düşünüyor.” İşte bu, özgüvenin dışarıdan görünen hâlidir. Kendi fikrini söyleyebilen, cevabından emin olmasa bile denemekten çekinmeyen çocuklar ortaya çıkar. Bu çocuklar her zaman haklı olmaz; ama her zaman aktiftir. Pasif bir özgüven, özgüven değildir. Satranç, aktif ve üretken bir özgüven inşa eder. Satrançtaki yalnızlık meselesine yeniden dönmek gerekir. Bu yalnızlık çocuğu içine kapatmaz. Aksine, iç dünyasını tanımasına yardımcı olur. Ne zaman risk alabileceğini ne zaman geri çekilmesi gerektiğini öğrenir. Bu iç denge, sosyal hayatta da karşılık bulur. Daha net sınırlar çizen, “hayır” demeyi bilen, gerektiğinde sorumluluk üstlenen çocuklar yetişir.

Bir velinin yıllar önce söylediği bir cümle bu durumu çok iyi özetler: “Artık her şeyi bana sormuyor.” Bu söz bir şikâyet gibi dile getirilmişti; ama aslında büyük bir övgüydü. Çocuk, karar verebileceğini fark etmişti. Bu farkındalık, bağımsızlığın ilk adımıdır. Sağlıklı bireyler, sağlıklı bir bağımsızlıkla yetişir. Satranç masasında yalnız kalan çocuk, hayatta yalnız kalmaz. Çünkü kendiyle baş etmeyi öğrenmiştir. Kendi kararlarına güvenen çocuk, başkalarının gölgesine ihtiyaç duymaz. Bu da onu güçlü kılar.

Belki de en önemlisi şudur: Satranç oynayan çocuk, “Ben yapabilirim” cümlesini yüksek sesle söylemese bile içinden duyar. Bu ses, hayat boyu susmaz.

Tüm Bloglar

Diğer Blog Yazıları

Satranç ve Çocuk: 4. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 4. Bölüm

Düşünmeyi Öğrenen Çocuk: Akademik Zekânın Sessiz Güçlenişi

Devamını Oku
Satranç ve Çocuk: 2. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 2. Bölüm

Kaybetmeyi Öğrenen Çocuk: Duygusal Dayanıklılığın Sessiz İnşası

Devamını Oku
Satranç ve Çocuk: 1. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 1. Bölüm

Oyun mu, Zihinle İlk Temas mı?

Devamını Oku