“Öğreneceksin. Dost görünenin nasıl düşman olabileceğini, bilge sandıklarının aslında kendi çıkarlarının peşinde koştuğunu, sana sadık gibi duranların bir gün en büyük ihaneti yapabileceğini… Göründüğü gibi değildir dünya, görüldüğü gibi değildir insan.”
“Bir Aşk Masalı Ahmet Ümit”
Bu cümle bir masalın içinden çıkıp hayata çarpan nadir cümlelerdendir. Teselli etmez, rahatlatmaz, umut vaat etmez. Uyarır. Hem de yumuşak bir dille değil, yüzleşmeye zorlayan bir sertlikle. Çünkü hayat, satranç gibi, iyi niyetle değil farkındalıkla oynanır. Kralların prenslere söylediği bu sözler bir ahlak dersi değildir. Bu, oyunda kalabilmenin bilgisidir.
Satrançta yeni başlayanlar tehditleri açıkta arar. Şah çekildiğinde panikler, vezir saldırdığında savunmaya geçer. Tahtada olan biteni hamle hamle takip eder ama arka plandaki planı göremez. Oysa tecrübeli oyuncu sessizliği dinler. Hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen anların aslında en tehlikeli anlar olduğunu bilir. Hayatta da durum farklı değildir. Açık düşman yorar ama tanınır. Asıl yıpratıcı olan, dost gibi duran hamlelerdir. Kralların “öğreneceksin” diye başlayan uyarısı romantik bir karamsarlık değildir. Bu, gerçekçiliğin en çıplak hâlidir. Satranç tahtasında da hayatta da en pahalı hatalar çoğu zaman iyi niyetle yapılır. Çünkü iyi niyet tek başına bir savunma değildir. Aksine, çoğu zaman insanı savunmasız bırakır. Açık karede yakalanmış bir şah gibidir; niyet temizdir ama pozisyon kötüdür. İktidar kavramı burada yanlış anlaşılmamalıdır. İktidar sertlik değildir, baskı değildir, yüksek ses değildir. Satrançta en güçlü oyuncu bağıran değil, bekleyendir. Hamle yapmadan önce karşı hamleyi düşünen, karşı hamleyi düşünmeden önce rakibin psikolojisini okuyan oyuncudur. Kralların sert dili buradan gelir. Çünkü iktidar, duygularla değil ihtimallerle ayakta kalır. “Önce tahtı düşüneceksin” cümlesi bencillik değildir. Satrançta şah bireysel değildir. Şah düşerse oyun biter. Piyonun fedakârlığı, filin zarafeti, vezirin gücü bir anda anlamsızlaşır. Hayatta da merkezini kaybeden insan, en iyi niyetini bile yanlış yerde harcar. Herkesi korumaya çalışırken kendini oyunun dışına iter. Kendi varlığını riske atan, başkasını da uzun süre koruyamaz.
Masalda bilge kişilere duyulan kuşku boşuna değildir. Satrançta da “usta” etiketi seni mat olmaktan korumaz. Körü körüne güvenmek, şahını başkasının planına teslim etmektir. Gerçek ustalar sana hamleyi söylemez; düşünmeyi öğretir. Hayatta da yol gösterenle yönlendiren arasındaki farkı ayırt edemeyenler, bir süre sonra kendi oyunlarını başkasına oynatır hâle gelir. “Görünen gibi değildir dünya” cümlesi, satrancın en temel gerçeğidir. Hiçbir hamle tek başına değildir. Bir piyon ileri gider çünkü arkasında bir plan vardır. Bir taş pasif duruyordur çünkü asıl etkisini birkaç hamle sonra gösterecektir. Hayatta da insanlar çoğu zaman söyledikleriyle değil, sustuklarıyla tehlikelidir. Kralların öğüdü bu yüzden serttir. Çünkü yumuşatılmış gerçekler, insanı hazırlıksız yakalar.
Satrançta bazen en doğru hamle geri çekilmektir. Bu bir korkaklık değil, zaman kazanma sanatıdır. Rakibin planını boşa çıkaracak alanı yaratmaktır. Hayatta da bazen en büyük güç mesafe koyabilmektir. Dostluk, her yanlışta yanında durmak değildir. Sadakat, yanlış hamleye ortak olmak hiç değildir. Krallar prenslere bunu öğretir. Çünkü iktidar, duygusal yakınlıkla değil, netlikle korunur. İnsanlar ihanet yaşadığında genellikle şu soruyu sorar: “Nasıl yapabildi?” Oysa satranç bilen biri başka bir soru sorar: “Ben bu ihtimali neden hiç hesaba katmadım?” Kralların “öğreneceksin” diye başlayan cümlesi, bu sorunun cevabıdır. Hayat, ihtimalleri görmeyeni affetmez. Tahta, dikkatsizi bağışlamaz. Satrançta her taş kurtarılamaz. Ama şah kurtarılmalıdır. Hayatta da her ilişki, her ortaklık, her dostluk korunamaz. Ama ilke korunur. Yön korunur. Kimliğini kaybeden oyunu kaybeder. Kralların “tahtı düşün” uyarısı, insanı insandan koparmak için değil, insanı ayakta tutmak içindir.
Sonunda insan şunu öğrenir: Güven saflık değildir ama körlük de değildir. Uyanıklık paranoya değildir ama farkındalıktır. Satranç bunu öğretir. Hayat bunu sınar. Masaldaki krallar bunu erkenden söyler. Çünkü iktidar geç öğrenilirse, bedeli ağır olur.
Evet, insan öğrenir.
Ama çoğu zaman, şahı tehdit altına girdikten sonra.