Kayıt Ol Giriş
Makale

Sorgula, düşün, şüphe et!

Kararlarını verirken, fırsatları değerlendirirken, duyduklarını ve gördüklerini tartarken…

Sorgula, düşün, şüphe et!
Fatih Öztürk
09 Dec 2025
71 Okunma

Öğrencilerime, çocuklara ya da yetişkinlere ders verirken hep aynı cümleyle başlarım: “Öğrenmenin ilk adımı kesin bilgiler değil, sağlıklı şüphelerdir.” Çünkü cevap, çoğu zaman ezberdir; ama soru, zihnin uyanışıdır. İnsan soru sormaya başladığı anda öğrenmeye de başlamış olur. Peki hangi sorular? Elbette sistemli, yapıcı ve akıllı sorular… Yani “yapıcı şüphe.” Satrançta öğrendiğimiz, ama aslında hayatımızın her alanında işimize yarayan bir beceri.

Satranç oynayan biri, tahtaya baktığında yalnızca taşları görmez. Rakibin düşüncesini, görünmeyen bir niyeti, henüz oynanmamış bir hamleyi sezmek ister. Bir hamle yapılır. Basit bir taş hareketi midir bu, yoksa gizlenmiş bir tuzak mı? İşte bu noktada usta oyuncu içgüdülerine güvenir ama aynı zamanda şüphe etmeyi de bilir. “Bu kadar basit olamaz.” İşte zekânın şüpheyle uyanışı böyle başlar. Rakibiniz bir taşı boşta bırakmıştır. Hemen saldırmak mı? Hayır. Önce durup düşünürsünüz: “Neden bu taşı bıraktı? Burada bir plan olabilir mi?” İşte bu küçük sorgular, satranç oyuncusunu seviyeler atlatır. Çünkü çoğu oyunu kazanan, en çok hamle yapan değil; en çok düşünen kişidir.

Şimdi satranç tahtasını kenara koyalım. Geriye hayat kaldı. Aynı soruları burada da sormaz mıyız? “Bu fırsat neden bana verildi?” “Bu insan neden bu kadar iyi davranıyor?” “Bu iş neden bu kadar kolay görünüyor?”

Şüphe etmek güvensizlik değildir. Tam tersine, sağlam bir güvenin temelini oluşturur. Çünkü sorgulayan kişi, en sonunda güvenebileceği şeyi daha sağlam seçer. Öğrencilerime her zaman şunu söylerim: “Soru sormayan beyin, başkasının düşüncelerine mahkûm olur.”

Büyük satranç ustaları, bu şüpheyi sanat hâline getirmiştir. Anatoli Karpov, hamle yapmadan önce saatlerce düşünürdü. Basit bir taş sürüşünün ardında bile binlerce ihtimali değerlendirirdi. Magnus Carlsen ise bazen kolayca alabileceği bir taşın karşısında durur, düşünür. Çünkü şunu bilir: “Her kolaylık bir ihtimali örter.” Garry Kasparov’un unutulmaz sözü: “Bir hamle ne kadar güzel görünüyorsa o kadar şüpheli olabilir.” Ustaların ortak noktası şudur: Taşları değil, rakibin niyetini sorgularlar. Çünkü bilirler ki, insanı yanıltan taşlar değil, görünüşlerdir. Bir çocuğa “Şüphe etmeyi öğren!” dediğinizde belki ağır bir söz gibi gelebilir. Ama aslında çocukların doğasında vardır bu. Bir çocuğun en çok sorduğu kelimeyi düşünün: “Neden?” İşte bu, yapıcı şüphenin en saf hâlidir. “Neden gökyüzü mavi?” “Neden satrançta at böyle gider?” “Neden öğretmenim bana bu ödevi verdi?”

Bu sorular, beynin ufkunu açar. Çocuk büyürken “Neden?” sorusunu kaybettiğinde öğrenme de körelmeye başlar. Bizim görevimiz, onlara o merakı korumayı öğretmektir. Gençler için şüphe etmek, hayatın kısa yollarına karşı bir kalkandır. Hızlı kazanç vaatleri, kolay başarı hikâyeleri, anında popülerlik… Hepsi kulağa hoş gelir, ama riskler gizlidir. Tıpkı satrançtaki kolay görünen hamleler gibi. Bir genç, “Acaba bu işin görünmeyen tarafı ne?” sorusunu sormayı öğrenirse hem kandırılmaktan korunur hem de gerçek başarıyı inşa eder. Yetişkinler için en zor ama, en değerli şüphe, kendinden şüphe etmektir. En çok inandığımız düşünceler, bizi en kolay yanıltanlardır. Ego, analizleri karartır. “Ben böyle düşünüyorsam doğrudur.” demek yerine, “Acaba başka bir bakış açısı var mı?” sorusu bizi daha adil ve sağlıklı kararlarla buluşturur. Tıpkı satrançta ilk görünen hamlelerin çoğu zaman en yüzeysel olması gibi… Derinlik, ikinci ve üçüncü düşüncelerde başlar. Elbette şunu ayırmak gerekir: Şüphe ile önyargı aynı şey değildir. Her şeye ve herkese sürekli önyargıyla yaklaşan biri, huzursuz olur ve çevresine huzursuzluk verir. Ama stratejik, zamanında ve ölçülü şüphe; insanı korur, güçlendirir, daha akıllı kılar. Satrançta sürekli tehdit arayan bir oyuncu hata yapar. Ama tehdit olup olmadığını sorgulayan oyuncu, doğru anda doğru hamleyi bulur.

Şüpheyi nasıl kullanabiliriz?

– Bir haber gördüğümüzde “Kaynağı güvenilir mi?” diye sorarak,

– Bir iş teklifinde “Bunun görünmeyen tarafı ne?” diye düşünerek,

– Bir arkadaşımızın davranışında “Bunu neden yaptı?” diye analiz ederek,

– Kendi düşüncelerimizde “Acaba farklı bir açıdan baksam ne olurdu?” diyerek.

Bu soruların hepsi, bize daha doğru kararların kapısını açar. Hayat her gün önüne yeni bir satranç tahtası koyar. Senin görevin sadece taşları değil, niyetleri de görmektir. Kararlarını verirken, fırsatları değerlendirirken, duyduklarını ve gördüklerini tartarken… Sorgula, düşün, şüphe et!

Unutma, şüphe etmek bazen bir hatayı önler, bazen bir insanı daha iyi tanımana yardım eder, bazen de kendi zihnine ayna tutar. Satrançta kazananlar, yalnızca hamleleri değil, niyetleri görenlerdir ve hayatta da doğruya ulaşanlar, körü körüne inananlar değil; doğrunun yolunu şüpheyle aydınlatanlardır.

Tüm Bloglar

Diğer Blog Yazıları

Satranç ve Çocuk: 4. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 4. Bölüm

Düşünmeyi Öğrenen Çocuk: Akademik Zekânın Sessiz Güçlenişi

Devamını Oku
Satranç ve Çocuk: 3. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 3. Bölüm

Tahtada yalnız, hayatta güçlü: özgüven ve sorumluluğun inşası

Devamını Oku
Satranç ve Çocuk: 2. Bölüm
Makale

Satranç ve Çocuk: 2. Bölüm

Kaybetmeyi Öğrenen Çocuk: Duygusal Dayanıklılığın Sessiz İnşası

Devamını Oku